ÇEVRE HIGHLIGHTS - 29. SAYI

42 OCAK 2026 Çevre Koleji 23. Kitap Şenliği - Yekta KOPAN Röportajı Yazarlık, seslendirme ve sunuculuk gibi farklı alanlarda uzun yıllardır üretim yapıyorsunuz. Bu alanların hangisi sizi daha çok siz hissettiriyor, yoksa hepsi birlikte mi kimliğinizi tamamlıyor? Elbette hepsi birlikte kimliğimi tamamlıyor. Bunlar ve bunların daha fazlası, yaptığım bütün işler. Ama şunu da söylemek gerekir ki, bu yaptığım işlerin bazıları, örneğin seslendirme gibi, sunuculuk, program yapımcılığı gibi bazı işler hayatta kalmak için yaptığım ve aslında bir anlamda gömlek gibi giyip gece eve geldiğimde çıkarıp askıya astığım şeyler. Ama yazmak; bedenim, tenim, derim. Onu vücudumun herhangi bir yerinden çıkarmam mümkün değil. İşletme bölümünden mezun olduğunuzu öğrendik, bu alandan yazarlığa geçişiniz nasıl oldu? Yazmaya, araştırmaya merakınız öğrencilik yıllarınızda da var mıydı? Benim yazma yolculuğum çok çok daha erken yaşlarda, hatta ilkokul yıllarında başladı. Ortaokul, liseden itibaren yazma konusunda çok daha kararlı, çok daha disiplinli çalışan, bu konuda üreteceğine karar vermiş bir insandım. Yani yazar olmaya karar verdiğimde on beş - on altı yaşındaydım. Bir yandan da bir üniversite okumak istiyordum. Çünkü sonuçta yazarlık insana ekonomik bir hayat kurdurmuyor. İşletme okuduğum için hiçbir zaman pişman olmadım. Aksine hep memnun oldum. Dolayısıyla oradan oraya geçmedim. O zaten hayatımda olan bir şeydi. İşletme bu yolculuğun içinde bana farklı kapılar açan, farklı disiplinler öğreten, farklı anlatıları zihnimde geliştiren bir öğrenim süreci oldu. Öykülerinizde genellikle iç dünyaya, bireyin yalnızlığına ve kent insanının sıkışmışlığına odaklanıyorsunuz. Bu temalar zamanla sizi mi buldu yoksa en başından beri sizin anlatmak istediğiniz meseleler miydi? İlk kitaplarım yayınlanmaya başladığında o zamanların eleştirmenlerinin ya da o zamanların kitap tanıtım- tanıtımı yapanların tanımladığı, sıkıştırdığı bir yer bu. Evet, benim yazdığım öykülerde de, romanlarda da bir iç dünya vardır, bir anlatı vardır ama toplumsal bir olay örgüsünün içinde vardır. Dolayısıyla yıllar geçtikten sonra şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Şimdi tek tek öykülerden örnek vermeyeceğim ama birçok öykümde aslında toplumsal olana, hatta güncel olana, gündemde olana giderim. Hatta kimi zaman zorlayarak, kimi zaman bunları yazmanın zor olduğu bir coğrafyada olduğumuzu bilmeme rağmen zorlayarak yazmışımdır. Dolayısıyla toplumsal olanla bu toplumsal olanın iç dünyaya yansıması arasında bir denge kurmaya çalışmışımdır. Türk edebiyatında özellikle etkilendiğiniz sanatçılar kimlerdir? Doğrudan bir yazarın bütün üretiminden etkilenmekten çok, metinlerden etkilenirim. Aynı yazarın A metni benim için o kadar etkileyici gelmez de, B metninden günlerce çalışırım. Hatta bazen B metninin içindeki bir paragrafı defterime yazarım. Bu bana o kadar çok soruluyordu ki, sonunda ben bütün etkilendiğim metinleri, bütün etkilendiğim yazarları bir edebiyat eseri içinde nasıl anlatabilirim diye Karbon Kopya kitabımı yazdım. Karbon Kopya kitabımda beni bugüne kadar etkilemiş, Kafka’dan Borges’e, Dostoyevski’den Poe’ya, Yusuf Atılgan’dan Orhan Kemal’e, bütün yazarlara saygı duruşlu cümlelerini vererek, kitapları anarak, kitapları kitabın içine yerleştirerek anmaya çalıştım. Seslendirmesini yaptığınız karakterler içinde en sevdiğiniz, unutamadığınız karakter hangisiydi? Bu da çok zor bir soru. Bu hatta giderek daha da zor bir soru olmaya başlıyor. O kadar uzun süre o aktif olarak yapmışım ki. Binlerce karakter… Yani işte bugün çok bilinen Ice Age serisi, Cars serisi, Şimşek, Geleceğe Dönüş serisi, Jim Carrey filmleri gibi birçok film var. Star Wars gibi birçok film var. Bunlar bugünkü yansımaları nedeniyle benim zevk aldığım işler. Gençlerin edebiyatla ve hikâye anlatımıyla kurduğu ilişkiyi nasıl görüyorsunuz? Sizce onları önceki kuşaklardan ayıran en net fark nedir ve bugünün gençlerine hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Şunu söyleyebilirim, edebiyatla ilişkisi kötü, çok kötü. Okumak hikaye anlatımıyla ilgili bir şeydir. Hayatı anlamakla ilgili bir şeydir. Okumayan insan ve özellikle de edebiyat okumayan insan bunu yapamaz. Bugünün en dramatik konusu bu. Sizlerin edebiyatla olan, olmayan ilişkiniz değil. Ama hikaye anlatamıyorsunuz. Yarın öbür gün doktor olduğunuzda, mühendis olduğunuzda, yazılım uzmanı olduğunuzda, bir biyomolekülerci olduğunuzda, yani edebiyatın dışında yapacağınız bütün işlerde, CEO olduğunuzda, iş insanı olduğunuzda elinizde olması gereken tek silah yok sizde. Hikaye anlatmak, hayat bir hikaye anlatma sanatıdır. Yaşamak denilen şey bir hikaye anlatmak sanatıdır. Hikaye anlatabilen tek canlıyız çünkü.

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=